İSRAİL LAFTAN ANLAMAZ

Siyonizmin ortaya koyduğu zihniyet, bugün dünyanın gözü önünde yaşananlarla birlikte insanlığın vicdanında derin yaralar açıyor.

Yahudilerin tamamını bu anlayışla bir tutmak elbette mümkün değildir; ancak İsrail devletinin izlediği politikaları, işgali, toprak gasbını ve sivillere yönelik saldırıları görmezden gelmek de mümkün değildir.

Bugün karşımızda, dünyanın gözü önünde her türlü cinayetin, katliamın ve toprak gaspının yaşandığı bir tablo var. Gazze’de yaşananlar, Filistinlilerin yıllardır maruz kaldığı zulüm ve bölgedeki bitmeyen çatışmalar artık yalnızca Ortadoğu’nun değil, bütün insanlığın meselesidir.

Peki dünya ne yapıyor?

İzliyor…
Kınıyor…
Bir açıklama daha yapıyor…
Sonra yine izliyor.

Uluslararası toplumun yıllardır sürdürdüğü bu kısır döngü, artık insanlığın vicdanını tatmin etmiyor. Çünkü yalnızca kınamak, eğer arkasından somut bir yaptırım ve caydırıcılık gelmiyorsa, zulmü durdurmaya yetmiyor.

Bu noktada Türkiye’nin sesi daha da önem kazanıyor.

Büyük Türkiye Cumhuriyeti, Filistin meselesinde dünyaya karşı açık ve gür bir ses yükseltiyor. Türkiye’nin itirazı yalnızca siyasi bir tavır değil; sivillerin, çocukların ve masum insanların hayatını savunan bir vicdan çağrısıdır.

Fakat insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Peki bu işin sonu ne olacak?

Dünya izlemeye ve kınamaya devam mı edecek? Yoksa gerçekten caydırıcı bir irade ortaya mı koyacak?

Çünkü görünen o ki, yalnızca sözle, yalnızca diplomatik açıklamalarla ve yalnızca kınamalarla bu mesele çözülemiyor. İsrail hükümeti, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı politikalarını sürdürdüğü sürece, karşısında yalnızca söz değil, somut ve hukuka dayalı bir uluslararası baskı görmek zorunda.

Bugün dünyanın önündeki asıl sınav budur: Ya hukuk herkes için geçerli olacak… Ya da güçlü olanın istediğini yaptığı bir dünya düzenine hep birlikte razı olunacak.

Sonuç ortada: İsrail laftan anlamıyorsa, uluslararası toplumun anlayacağı dilden konuşması gerekmektedir ve kaba kuvvet şarttır.

Çünkü zulmün karşısında yalnızca konuşan değil, gerektiğinde hukukun bütün imkânlarını kullanarak harekete geçen bir dünya düzenine ihtiyaç var. Ve Türkiye’nin bugün yükselttiği sesin anlamı da tam burada ortaya çıkıyor:

Sadece konuşmak değil, insanlığın ortak vicdanını harekete geçirmek zamanıdır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *