“Ahbap-çavuş ilişkisi ve ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa’ kafası.”

AHBAP KOROSU NEREDE?

“Asrın felaketi” olarak hafızalara kazınan depremin ardından Türkiye, yalnızca enkazla değil, algı savaşlarıyla da mücadele etti. AFAD ve Kızılay gibi devletin köklü kurumları günlerce ağır eleştirilerin hedefi oldu. Eleştiri elbette demokrasinin gereğidir; ancak bazı çevreler eleştiriyi aşarak bu kurumları peşinen suçlu ilan etmeyi tercih etti.

O günlerde Ahbap Derneği adeta devletin alternatifi gibi sunuldu. Sosyal medyada oluşturulan atmosferde devlet kurumları küçümsenirken, Ahbap ve çevresindeki isimler sorgulanamaz bir konuma yerleştirildi. Eleştiri yöneltenler “vicdansız”, “kötü niyetli” veya “yardım düşmanı” ilan edildi.

Bugün ise tablo farklı. Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Haluk Levent gözaltına alındı ve savcılık; dernek faaliyetleri ile mali işlemlere ilişkin çeşitli iddiaları araştırıyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre soruşturma; MASAK incelemeleri ve savcılık tarafından değerlendirilen mali hareketlere dayanıyor. Ancak bu iddialar hakkında nihai hükmü verecek olan yargıdır; soruşturma süreci, tek başına suçun kesinleştiği anlamına gelmez.

Peki, dün devlet kurumlarını hedef alanlar bugün nerede?

Dün AFAD’a ve Kızılay’a en ağır ithamlarda bulunanlar, bugün aynı hassasiyeti kendi destek verdikleri yapılar için gösteriyor mu? Yoksa hesap sorma anlayışı sadece ideolojik olarak karşı oldukları kurumlar için mi geçerli?

Bir başka dikkat çekici husus ise Mustafa Kemal Paşanın adını ve Cumhuriyet sembollerini tartışmaların merkezine taşınmasıdır. Bir kurum ya da kişi hakkında sorular sorulduğunda, buna verilecek cevap “İzmir Marşı” söylemek veya “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” diyerek toplumsal duygulara seslenmek değildir. Mustafa Kemal Paşa, herhangi bir kişi ya da kurumun eleştiriden muaf tutulması için kullanılacak bir kalkan değildir.

Mustafa Kemal Paşa; aklı, bilimi, hesap verebilirliği ve hukukun üstünlüğünü savunmuş bir devlet adamıdır. Onun adını, siyasi veya toplumsal tartışmalarda bir dokunulmazlık zırhına dönüştürmek, en başta onun mirasına haksızlıktır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey sloganlar değil; şeffaflıktır. Marşlar değil; denetlenebilirliktir. Alkış değil; hesap verebilirliktir.

Devlet kurumlarını sorgulayanlar, aynı cesareti destekledikleri kişi ve kuruluşlar hakkında ortaya çıkan iddialar karşısında da gösterebilmelidir. Hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Devlet de, sivil toplum da, kamuoyunun güvenini ancak açık ve şeffaf bir denetim anlayışıyla koruyabilir.
Daha düne kadar milletin sandıkta verdiği kararı yok sayan, seçimle göreve gelen İçişleri Bakanı’nı Milli eğitim ve Adalet Bakanı’nı meşru görmeyerek peşinen karalamaya çalışan bir anlayış vardı. Milli iradeye saygı yerine çamur siyasetini tercih edenler, bugün attıkları iftiraların ve oluşturdukları önyargıların gölgesinde kalmıştır.
Hakikat, sloganlarla değil delillerle ortaya çıkar. Hukuk, alkışa göre değil dosyaya göre karar verir. Gerçek adalet de tam olarak budur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *