Iğdır’dan Ayrılırken Bir Vali Portresi:

Bazı şehirlerden ayrılırken arkanızda sadece bir şehir bırakmazsınız.

İnsanlarını, sohbetlerini, dostluklarını, sofralarını, yollarını, dağlarını, hatıralarını da geride bırakırsınız.

Türkiye’nin doğudaki serhat şehri Iğdır’dan, güzel dostluklar ve unutulmayacak hatıralar biriktirerek ayrılıyorum.

Biraz da hüzünlü…

Çünkü bazı şehirler vardır, daha ilk gelişinizde size yabancı gelmez.

Iğdır da onlardan biri.

06-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında düzenlenen 13. Dijital Medya Çalıştayı dolayısıyla Türkiye’nin dört bir yanından meslektaşlarımızla Iğdır’da buluştuk.

Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) Doğu Anadolu Başkanı olarak ekibimizle birlikte katıldığımız çalıştay; mesleğimizin bugününü, geleceğini, dijital medyanın geldiği noktayı ve gazeteciliğin karşı karşıya bulunduğu sorunları konuşmamıza vesile oldu.

Iğdır Valiliğinin ev sahipliğinde, Iğdır Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen çalıştayda duayen gazeteciler, basın mensupları ve medya temsilcileri aynı çatı altında buluştu.

Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in programa katılması da çalıştaya ayrı bir anlam ve değer kattı.

Ama…

Bizim Iğdır hikâyemiz sadece çalıştaydan ibaret değildi.

Yaklaşık beş gün boyunca Iğdır’ı gezdik.

Sadece şehir merkezini değil…

Köylerini, yollarını, insanlarını, esnafını, bürokratını, siyasetçisini gördük.

Tarihini, kültürünü, doğal güzelliklerini tanıdık.

Ve bir gazeteci için belki de en önemlisi, insanlarla konuştuk.

Çünkü bir şehri en iyi anlatan, broşürler değildir.

Bir şehri en iyi anlatan, o şehirde yaşayan insanların yüzündeki ifadedir.

Biz de baktık.

Dinledik.

Sorduk.

Ve gördük ki Iğdır’da madalyonun bir de diğer yüzü var.

O yüzün adı:

M. Fırat Taşolar.

Iğdır Valisi Sayın M. Fırat Taşolar…

Ben bir gazeteciyim.

Mesleğim gereği yıllardır farklı şehirlerde, farklı makamlarda görev yapan pek çok insan tanıdım.

Devlet görevlileri gördüm.

Bürokratlar gördüm.

Valiler gördüm.

Kimi makamına çok yakıştı, kimi makamın ağırlığı altında ezildi.

Kimi makamı kendisi için bir imtiyaz gördü, kimi ise makamı millete hizmet için bir emanet kabul etti.

Sayın M. Fırat Taşolar’ı tanıdıktan sonra bende oluşan kanaat açık:

Bazı insanlar makama değer katar.

O da onlardan biri.

Çünkü Sayın Taşolar’da gördüğüm şey sadece bir vali portresi değildi.

Anadolu irfanını, devlet terbiyesini ve milletle iç içe olmayı bilen bir devlet adamı profili gördüm.

Makama oturup vatandaşın kendisine gelmesini bekleyenlerden değil.

Kendisi vatandaşın ayağına gidiyor.

Köy köy dolaşıyor.

Vatandaşın derdini dinliyor.

Sıcak çayını içiyor.

Sofrasına oturuyor.

Düğününde yanında oluyor.

Taziyesinde yanında oluyor.

Esnafın dükkânına giriyor.

Köylünün kapısını çalıyor.

Ve bütün bunları bir fotoğraf karesine girmek için değil, devletin vatandaşa dokunan yüzü olmak için yapıyor.

İşte aradaki fark burada başlıyor.

Dört günlük süre içerisinde Iğdır’ı neredeyse adım adım gezdik.

Sayın Vali bizi yalnız bırakmadı.

Şehri anlattı.

İnsanını anlattı.

Sorunlarını anlattı.

Hayallerini anlattı.

Hedeflerini anlattı.

Ve en önemlisi, hiçbir sorumuzdan kaçmadı.

Her soruya açık yüreklilikle cevap verdi.

Biz de gazeteci refleksiyle işimizi yaptık.

Sadece Valilikte oturup valiyle konuşmadık.

Sokağa çıktık.

Esnafa sorduk.

Vatandaşa sorduk.

Bürokrata sorduk.

Siyasetçiye sorduk.

Şehir merkezinde sorduk.

En ücra köylerde sorduk.

“Vali Bey nasıl?”

Aldığımız cevapların birbirinden çok farklı olmasını bekliyorduk.

Ama şaşırtıcı biçimde aynı noktada birleşiyordu:

“Şehrin çehresi değişti.”

“Devletle vatandaş arasındaki samimiyet arttı.”

“Vali Bey halkın içinde.”

“Bizi dinliyor.”

Ve bir vatandaşın söylediği şu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı:

“Keşke Vali Bey 20 yıl önce bu şehirde olsaydı, Iğdır’ın kaderi değişirdi.”

Bir gazeteci için bundan daha anlamlı bir cümle olabilir mi?

Sanmıyorum.

Çünkü bir devlet adamının başarısını en iyi makamında aldığı övgüler değil, sokaktaki vatandaşın cümlesi anlatır.

Iğdır’da bir başka şeyi daha gördüm.

Vatandaş Vali Bey’i sadece desteklemiyor.

Onu sahipleniyor.

Koruyor.

Kolluyor.

Dualarında yer veriyor.

İşte burada devlet-millet ilişkisinin çok önemli bir noktası ortaya çıkıyor:

Güven.

Devlet vatandaşına güven verirse vatandaş da devletin temsilcisine sahip çıkar.

Devletin temsilcisi vatandaşın kapısını çalarsa, vatandaş da devletin kapısını gönül rahatlığıyla çalar.

Asıl devlet anlayışı budur.

Devlet sadece makam değildir.

Devlet sadece masa değildir.

Devlet sadece imza değildir.

Devlet, gerektiğinde vatandaşın yanında duran bir eldir.

Bir düğünde vatandaşla halay çeken…

Bir köyde sıcak çayını içen…

Bir esnafın derdini dinleyen…

Bir annenin sorununa kulak veren…

Bir çiftçinin sıkıntısını yerinde gören…

İşte devletin vatandaşa dokunan yüzü budur.

Iğdır’da bunu gördüm.

Şehir temiz.

Şehir güvenli.

İnsanların geleceğe ilişkin beklentileri var.

Elbette Iğdır’ın çözülmesi gereken sorunları da var.

Elbette yapılması gereken daha çok iş var.

Zaten devlet adamlığı, “Her şeyi yaptım.” demek değildir.

Asıl devlet adamlığı,

“Daha yapacak çok işimiz var.”

diyebilmektir.

Sayın Taşolar’da gördüğüm en önemli özelliklerden biri de bu çalışma heyecanıydı.

Iğdır’ın büyümesini istiyor.

Gelişmesini istiyor.

Şehrin ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda daha ileri gitmesini istiyor.

Ve bunun için makamında beklemek yerine sahaya çıkıyor.

Bir gazeteci olarak şuna da inanıyorum:

Gazetecinin görevi sadece eleştirmek değildir.

Yanlışı gördüğünde söylemek ne kadar göreviyse, doğru yapılanı gördüğünde hakkını teslim etmek de o kadar görevidir.

Bugün ben de gördüğümü yazıyorum.

Sayın M. Fırat Taşolar…

İyi ki sizi tanıdık.

Sizi makamınızdan çok, insanlarla kurduğunuz ilişkilerle tanıdık.

Devletin gücünü değil, devletin sıcak yüzünü göstermeye çalıştığınıza şahit olduk.

Iğdır’ı sadece yönetmek değil, Iğdır’a dokunmak istediğinizi gördük.

Ve şunu düşündüm:

Bu ülkenin sizin gibi insanlara ihtiyacı var.

Görevini bir makam olarak değil, emanet olarak görenlere…

Milletin karşısına duvar örmeyenlere…

Vatandaşın sesini makam odasının dışından da duyabilenlere…

Devleti temsil ederken devlet-millet arasındaki mesafeyi büyütmek yerine azaltanlara…

Umarım sizi bu ülkenin çok daha önemli görevlerinde görürüz.

Çünkü belli ki siz, bulunduğunuz makamla yetinmeyen, bulunduğu makama değer katmaya çalışan birisiniz.

Iğdır’dan ayrılırken valizimizde sadece birkaç parça eşya yok.

Güzel dostluklar var.

Meslektaşlarımızla paylaştığımız güzel anılar var.

Iğdır’ın eşsiz manzaraları var.

Serhat insanının sıcaklığı var.

Ve bir de unutamayacağımız bir devlet adamı portresi var.

Anadolu’nun yiğit valisi M. Fırat Taşolar…

Bir gazeteci olarak söyleyeyim:

İyi ki sizi tanıdım Sayın Valim.

İyi ki Iğdır’da yollarımız kesişti.

Yolunuz açık olsun.

Hizmetiniz daim olsun.

Allah gönlünüzdeki güzel Iğdır idealini gerçekleştirmeyi nasip etsin.

Ve Iğdır’ın güzel insanlarının duası üzerinizden hiç eksik olmasın.

Biz ise serhat şehrinden biraz buruk, biraz hüzünlü ama gönlümüzde çok güzel hatıralarla ayrılıyoruz.

Hoşça kal Iğdır…

Hoşça kal güzel insanlar…

Ve…

Hoşça kal Anadolu’nun yiğit valisi.

Bir gün yolumuz yeniden kesişir mi bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum:

Bazı insanlar şehirlerden ayrılırken unutulmaz, bazı insanlar ise şehirlerin hafızasında iz bırakır.

Umarım Sayın M. Fırat Taşolar da Iğdır’ın hafızasında güzel izler bırakanlardan olur.

Çünkü biz, kısa bir süreliğine geldik.

Ama Iğdır’da gördüklerimiz uzun süre bizimle kalacak