GÖLGE ETMEYİN, BAŞKA İHSAN İSTEMEZ!
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odasında (ETSO) bir seçim süreci yaşanıyor. Karşı karşıya gelen iki isim de bu şehrin kıymeti, iki yatırımcı, iki beyefendi… Her ikisi de seviyeli, ilkeli ve ahlaklı bir yarış yürütüyor. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. İkisine de bin maşallah! İkisi de Dadaş efendisi, ikisi de bu memleketin değeri.
Peki, asıl mesele ne?
Mesele, asıl yarışın dışında kalıp kendilerine yer açmaya çalışan, kişisel çıkarlarını bir adaya yakın durmakta arayan birkaç kifayetsizin sergilediği tavırda!
Bir adaya yaranmak, gözüne girmek, belki de bu yakınlıktan nemalanmak uğruna yalanı, iftirayı ve mesnetsiz yorumları marifet sananlar türemiş. Kendi dar dünyalarında ürettikleri senaryoları büyük bir iş yapmış gibi piyasaya sürüyor, yaptıkları güzellemelerle birilerine destek olduklarını zannediyorlar.
Oysa göremedikleri çok açık bir gerçek var: Siz destek olduğunuzu sanırken, savunduğunuz adaya zarar veriyorsunuz! Onun itibarına katkı sunmak bir yana, sahada elini zayıflatıyor, kendisini gereksiz tartışmaların ortasına çekiyorsunuz. Ne var ki insanın kendi davranışının doğurduğu sonucu görebilmesi için önce biraz feraset, biraz da öz eleştiri gerekir.
“Desinler ki Hesso’nun hançeri var!”
Komediye bakın! Şarkıdan, sözden, seçim klibinden malzeme devşirip kendilerince anlamlar çıkarıyor, ardından da bunu bir maharetmiş gibi pazarlıyorlar. Birkaç kelimeyi eğip bükmekle iyi iş yaptıklarını, imalı cümlelerle karşı tarafı yıprattıklarını sanıyorlar.
Kusura bakmayın beyler; bunun adı ne zekâdır ne de maharet. Bunun adı, olsa olsa ucuz polemik ve acziyetin dışa vurumudur. İnsan, söyleyecek sözü kalmadığında başkasının yaptığından malzeme çıkarmaya çalışır. Üstelik bunu bir başarı hikâyesi gibi anlatması, meselenin vahametini daha da artırır.
Beyler, yağcılığın da bir haysiyeti, bir ölçüsü, bir sınırı olur!
Bir insan klip çektirir, şarkı yaptırır, fotoğraf çektirir. Bundan size ne? Kimin ne yaptığından size ne düşer? Bir seçim çalışmasını eleştirecekseniz, bunu fikirle, projeyle ve somut gerekçelerle yapın. Başkasının tercihini didikleyerek, her ayrıntıdan ima üretip her görüntüye bir anlam yükleyerek ne İş yapılır ne de itibar kazanılır.
Açık konuşalım: Bu kadar küçük hesapların peşine düşmek, eleştirdiğiniz kişiden çok sizin duruşunuzu ve seviyenizi ortaya koyar. Başkasını küçültmeye çalışırken kendi ölçünüzü ele verirsiniz. Üstelik bunu bir adaya iyilik yaptığınızı düşünerek yapıyorsanız, en büyük kötülüğü bizzat savunduğunuz isme ediyorsunuz demektir.
Unutmayın; Saim Bey de Lütfü Bey de bu şehrin değeridir. İkisi de Erzurum’un insanı, yatırımcısı ve beyefendisidir. Bu yarış gelip geçer; ancak geride bırakılan üslup, sergilenen tavır ve gösterilen karakter hafızalarda kalır.
Kimse kendi küçük hesabı uğruna bu şehrin kıymetli insanlarını yıpratmaya, isimlerini ucuz tartışmalara malzeme etmeye kalkmasın. Bir adaya destek olmak, diğerini karalamak değildir. Yakınlık göstermek, ölçüyü kaybetmek anlamına gelmez. Hele hele birilerine yaranacağım diye yalanın ve iftiranın gölgesine sığınmak, ne dostluktur ne de vefadır.
Bazen susmak, konuşmaktan daha değerlidir. Bazen geri durmak, en büyük katkıdır. Bazen de bir adaya yapılabilecek en büyük iyilik, onun adına konuştuğunu sananların kalemini ve dilini biraz dizginlemesidir.
Çünkü her alkış destek değildir. Her övgü itibar kazandırmaz. Her yakınlık sadakat anlamına gelmez. Ve her yağcılık sahibine kazanç sağlamaz.
Siyasetin de, ticaretin de, insanlığın da bir seviyesi vardır. O seviyeyi koruyamayanların başkalarına seviye dersi vermeye kalkması ise başlı başına bir ibret vesilesidir.
Son sözümüz açık:
Saim Bey’in de Lütfü Bey’in de kıymetini bilin. Bu şehrin değerlerini kendi çıkarlarınıza alet etmeyin. Birilerine yaranacağım diye memleketin insanlarını karşı karşıya getirmeyin. Gölge ederek kimseye iyilik yaptığınızı sanmayın.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez!
